Vize Festivali’ndeydik geçenlerde…
Can dostum Uğurkan Erez’in muhteşem bir organizasyonunda. Anacağı Adalet Erez adına adadığı gecede hep beraberdik. Uğurkan’ımın kızı Billur Erez’in de kreasyonlarını sergilediği gecenin finalinde Erol Albayrak defilesi ve Tuğba Özay vardı. Gecenin sunucuları ise Seranay Sarıkaya ve Dağhan Külegeç…
Bende Ayşe kulunuz kısa bir stand-up gösterisi yaptım. Yaptım da nasıl yaptım bir de bana sorun?
Sordunuz mu? Tamam ben de anlatayım;
İsimleri saydıklarım sahnede ama bir de seyirci koltuğundakiler vardı, kızkardeşim Sevinç Erbulak, idolüm Ulvi Alacakaptan İstanbul’dan kalkıp sırf bana destek olmaya gelmişti, okul arkadaşım Oya Ölçer Giray, yakın dostlarımdan Işıl Kadıoğlu, Ceyda Koçak da vardı. Canım arkadaşım, usta fotoğraf sanatçısı ve de sandal boyama deyimini öğrendiğimiz Mehmet Çağlarer fotoğraflarıyla o geceyi ölümsüzleştirdi. Ve tabiki otuzbin Trakya’lı da seyirci koltuklarında alkışlarıyla eşlik ettiler geceye…
Billur’un defilesinin ardından sahneye çıkacağım ama çıkmak istemiyorum. Birden bire çok fena heyecanlandım. Yok yok, ben yapamayacağım diyorum kendi kendime.
“Ahh be Ayşe, senin ne işin var 30bin kişinin önünde, sen ancak 3-5 arkadaşının yanında geçmiş anıları kendine ait bir tarzla anlatır eğlendirirsin milleti, patlatırsın bir kahkaha”
diyorum, kalbim sıkışmaya başlıyor, deli cesaretime kızıyorum. Ama artık çoook geç, Serenay ve Dağhan adımı anons ediyor. Ben sahneye çıkıyorum. Aman allahım o ne sahne, git git bitmiyor. E tabi benim gibi küçük bir kadın için yapılmadı ki, sahne defile için yapıldı, devasa, kocaman ben gidiyorum gidiyorum bitmiyor. Sanırım bayılacağım. Allahtan o gece için aldığım 25 santim yüksekliğindeki topuklu ayakkabılarımı son anda giymekten vazgeçmişim, yoksa yere kapaklanacağım. Sunucuların yanına geldiğimde heyecanım dorukta, ne anlatacağım, nasıl anlatacağım aklımdan gidiyor, şuradan bi iniversem diye düşünüyorum. Serenay gecenin akışı gereği bana hoşgeldin beşgittin dedikten sonra içeri kulise giriyor.
Ama Dağhan gözüme bir bakıyor ve anlıyor. Anlıyor ki annesi heyecandan ölüyor. Ve elimi tutuyor. Gözündeki ışıktan anlıyorum, bana “ben buradayım, hadi bakalım göster bu adamlara, sen küçük ama dev kadınsın” diyor. Elimi tutuyor ve gösteri boyunca bırakmıyor. Benim sesimin titrediği yerlerde bana “çanak” tutuyor, rahatlatıyor ve ben en yakınlarımla beraber 30bin kişinin alkışlarıyla kulise giriyorum. Dağhan’la bir kez daha gurur duyuyorum.
O gece sahnede bir ANNE-OĞUL, birde BABA-KIZ vardı. Uğurkan – Billur Erez Çıdamal. Sanırım hepimiz birbirimizle gurur duyduk.
Ben buna benzer bir duyguyu bundan yaklaşık 25 yıl önce gene hissetmiştim. Ali Poyrazoğlu’nda SEÇİMLER oyununda sahneye çıktığımda babam Altan Erbulak’da bırakmamıştı elimi…
Ne mutlu bana hayatımda 2 erkek elimi hiç bırakmadı…
Darısı tüm evlatların, annelerin ve babaların başına…
Gökten 3 elma düştü bir Altan’ın, biri Dağhan’ın biri de benim başıma:)))






